Friday, May 15, 2009

Vahdettin “hain par excellence” mı?

Giriş

Geçiş dönemleri ve tarihsel dönüm noktaları pek çok soruyu beraberinde getiriyor. İlkin söz konusu geçişin tanımlayıcı karakterine ilişkin tartışmalardan başlayarak. Süreklilik ve kopuş tartışmalarından bahsediyoruz.  Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş bir kopuş mudur? Eğer öyle ise bu kopuş, resmi tarihin iddia ettiği gibi gerçekten sui generis midir? Eğer bu geçişi tanımlayan kopuş değilse, böyle bir kopuş çağdaş Türkiye tarihinde[1] mevcut mudur? Tanzimat, Meşrutiyet ya da 1908 Devrimi böyle bir kopuşu temsil ediyor mu? Eğer çağdaş Türkiye tarihini tanımlayan esas karakter süreklilik ise, bu süreklilik hangi unsurlar üzerinden sağlanmıştır? Devlet geleneği böyle bir sürekliliğin izleği olarak seçilebilir mi? Süreklilik gözlenen çağdaş Türkiye tarihi sui generis midir? Çağdaş Türkiye tarihine ilişkin temel tartışmalar bu sorular etrafında şekillenmekte; temel kamplaşma da belli dönüm noktaları etrafına kümelenen kopuş-süreklilik ikiliği etrafında olmaktadır. Buradaki kritik kavram “dönüm noktası”dır ve tartışmaların nedenine ilişkin bu kavramın tarifi çözücü olmasa da önemli derecede açıklayıcıdır. Dönüm noktaları, bir anlatının içinde belli bir metodoloji ekseninde inşa edilmiş araçlardır. İşte bu inşa edilmiş olma durumu tartışmanın esas nedeni olmaktadır. Şöyle bir tarif söz konusu tartışmanın uzun solukluluğunun nedenleri konusunda betimleyici olacaktır:

Dönüm noktaları en iyi biçimde bir sürecin yönünü değiştiren kısa, anlamlı kaymalardır. Bir dönüm noktası saptanan yeni bir gerçeklik ya da yön olmaksızın anlaşılamayacağından bu kavram kaçınılmaz biçimde naratiftir, en az iki ayrı zamansal gözlem gerektiren bir hükümdür. Tüm ani değişimler dönüm noktası değildir, yalnızca yeni bir rejim doğuranlar böyle adlandırılabilir.[2]

Print