Saturday, December 15, 2012

Bir siyasetten kaçış aracı olarak zarafet beklentisi


Hiç Lenin okudunuz mu?

Örneğin, bir parti toplantısında Trotsky ortamda mevcut değilken ona "kevaşe" ve "fahişe" diyen Lenin'i... Böyle şeyleri yazmaktan da çekinmemiş ve başka bir kulvarda da olsa Çarlık tehdidi altında mücadele eden Martov'dan, bütün menşeviklerden ve sosyal devrimcilerden benzer sıfatları esirgememişti bu aksi devrimci.

Marx'ı yahut Engels'i hiç okudunuz mu?

Muhatabına türlü zeka kusurları ve cehalet atfeden, onlara "gübre", "saray soytarısı" diye seslenmekten çekinmeyen bu adamların adını duydunuz mu acaba? Mesela hayatının 36 yılını hapislerde geçirmiş Blanqui'nin adli sicil kaydı onu "sert eleştirilerden" muaf kılmamıştı bu ikilinin gözünde. Ne demek lazım bu durum karşısında?

Monday, December 3, 2012

Yeni resmi tarih ve ecdadın atlarıyla gıdıklanan "ulusal gurur"


İkinci Cumhuriyet diye adlandırılan ve giderek “ikinci imparatorluğa” meyleden yeni düzen, kendisine yeni bir resmi tarih oluşturuyor. Burada yeni resmi tarihin üç ana öğesini incelemeye çalışacağız. Resmi tarihin Türkiye tarihine bakarken gördüğü özneyi, bunu yaparken durduğu ekseni ve kullandığı yöntemi kısaca inceleyeceğiz.

Sunday, December 2, 2012

Türkiye'de “Maksatlı Tarih”in İnşası


Meşhur “tarih nedir?” sorusu ile başlayabilir miyiz? Buna bir ek yapmak da mümkün: Gerçekleri tarih mi yazar?

Karl Marx, Kutsal Aile isimli çalışmasında tarih ve insan etkinliği arasındaki ilişkiye dair net bir gözlemde bulunuyor. Marx’a göre tarih, herhangi bir şey yapmaz, uçsuz bucaksız zenginliklere sahip değildir, üstelik savaşmaz da. Tüm bu fiilleri hayata geçiren insandır. Tarih, kendi amaçlarına ulaşmak için diğer insanları kullanan ayrı bir şahsiyet değildir; tam tersine, amaçlarını hayata geçiren insanın etkinliğine tarih denir. Buradan devam edersek, geçmişin kimi bölgelerinin karanlıkta kalması, tarihin kimi bölgelerini net göremiyor oluşumuz, yahut görünen kimi unsurların büsbütün  gerçeklikle çelişiyor olması da tarihin marifeti olamaz. Yani geçmişin kimi unsurları, kendiliğinden kararmıyor ya da tarihsel gerçeklikler bir disiplin olarak tarihin zorluğundan “geçmişin gizemli koridorlarında” kalmıyor. Geçmişin sırlarının karanlıkta mı kalacağı yoksa aydınlığa mı çıkarılacağı bir mücadelenin konusu. Okullarda okuduğumuz tarih, bu nedenle bu mücadelenin muzafferleri ve nihayetinde muktedirler tarafından yazılan bir tarih. Buradan çıkan sonuç şu olabilir: Tarih, tekil değildir; “yazanın” ve hatta “okuyanın” perspektifinden bağımsız bir tarih düşünülemez. Bu noktada sıkıcı olmak pahasına yöntemsel bir tartışma yapmamız gerekiyor. 

Print