Thursday, November 3, 2011

Sultanın Kapıkulları ya da AKP’nin önünü nasıl açtılar?

AKP’ye ilişkin yapılacak en yalın gözlemlerden bir tanesi, bu partinin siyasi ve ideolojik etkinliğini “doğal” sınırlarının ötesine taşması, bu taşmayı sağlayacak kanallar yaratması ve giderek bu doğal sınırı bir toplumsal dönüşüm programı ile ötelemesidir. Başka türlü ifade edecek olursak, AKP’nin bugün icra ettiği ustalığın sırları, seçimlerde seçmenlerin yarısının oyunu almış olmasında değil, geri kalan yarısının belli öbeklerini belli gündemlerde ya da alanlarda kendine yedekleyebilmesinde aranmalıdır. 

İroni Perdesinin Arkası ve Ötesi


14 Ağustos tarihinde Radikal 2’deki “sosyalizmin yerlileşmesi” sorununa dair yazdığım yazıya Murat Belge, Taraf’taki köşesinden yanıt verdi. Bu yazıyı yazdığım esnada Belge, konu üzerine 19, 20 ve 21 Ağustos tarihlerinde üç yazı kaleme almıştı. Belge’nin bu üç yazısındaki eleştirilerin tamamına yanıt vermem fiziksel sınırlardan ötürü mümkün olmayacak. Bu yazıda konuyu fazla dağıtmamak adına Belge’nin yanıtındaki sorunlu noktalara değinmeye çalışacağım.

Murat Belge'nin yazıma verdiği yanıtlar

Murat Belge 19, 20 ve 21 Ağustos tarihlerinde Taraf gazetesindeki köşesinden yanıt verdi: 
Kriz
Alaturka sosyalizm savunucusu olarak ben,
İdeolojinin öğeleri

Tuesday, August 16, 2011

Yerlileşme mi? Yersizleşme mi?



Sosyalizm ve yerlileşme üzerine

Türkiye’de uzun yıllardan bu yana sosyalizm üzerine yapılan tartışmaların değişmez temalarından bir tanesi Türkiye’de sol düşüncenin nasıl olup da yerlileşeceği sorunudur. Sosyalist düşünce toplumsallaşma eşiğini geçene kadar süreceğe benzeyen bu tartışmanın gelip bağlandığı nokta, sosyalizmin sınıflar mücadelesini eksen edinen marksist yorumunun, geleneksel toplumsal yapılar (din) ve/veya yerleşik ideolojilerle ilişkilenmiş (örn. kemalizm, islamcılık, milliyetçilik, doğuculuk vb.) bir “ezilenler sesini duyurma” faaliyeti ile ikâmesi olmaktadır.

Thursday, August 11, 2011

Tarih, Devrim, Türkiye


Marksist Tarih Felsefesi Üzerine Güncel Bağlamlı Düşünceler

Türkiye’de neler oluyor?

Bu yazının basit bir amacı var: Bu soruyu yanıtlamak için tarihsel bir çerçeve çizebilmek. Bu nedenle marksist tarihyazımında kritik önemdeki kimi kavramlara kısaca göz atmak gerekiyor. Zira Türkiye tarihinin ancak ve ancak Türkiye’nin özgüllükleri ile evrensel gelişim arasındaki ilişkinin sağlıklı kurulması ile anlaşılabileceğini düşünüyoruz. Bu bağlamda nereden başlamak gerekir?

Wednesday, August 3, 2011

Sol ve Dört Soru İşareti


Ünlü İngiliz filozof ve matematikçi Bertrand Russell’ın en çok alıntılanan sözlerinden biri verili kabul edilen her şeyin üzerine bir soru işareti asmanın sağlıklı olduğu yönündedir. Sabitlerini hep yük kabul eden Türkiye solunun sağlıksız alışkanlıkları göz önüne alınırsa böyle bir önermeye bizim tarafımızdan çekinceyle yaklaşılması doğaldır. Ancak Russell’in bu önermesini elimizin tersi ile itmeden evvel, değerlendirmelerimizde dikkate almamız gereken bir gerçek var ki o da artık Türkiye’nin solun kendi koordinatlarını kurduğu Türkiye olmadığıdır.

Thursday, July 14, 2011

Yankılanan Ses Kimin?



Cemil Koçak’ın, ilgi çekici bir isme sahip olan yeni kitabı, Dersim İsyanı, İkinci Savaş’ta camilerin işgâli, CHP’nin sol ile ilişkisi, komünizm-kemalizm ilişkisi gibi günümüzün sıcak başlıklarına “değiyor”. Tek ilginçliği ismi olan kitap liberal-muhafazakâr sentezin tarih tezine katkıda bulunurken yeni tarih tezinin kalibresini göstermek açısından ibretlik. 

Cemil Koçak 
Tek Parti Döneminde Muhalif Sesler 
İletişim Yay., 2011, 304 sayfa.



Giriş yerine keçiboynuzu
Cemil Koçak imzasıyla 2011 yılında İletişim Yayınları’ndan Tek Parti Döneminde Muhalif Sesler isimli ilgi çekici bir başlığı olan bir kitap yayımlandı. Kitabın ilginçliği ise kapağını açtığınız andan itibaren, hadi haksızlık etmeyelim Koçak’ın önsözünü okumaya başladığınız andan itibaren ortadan kalkıyor.

Öncesi ve Sonrası ile 12 Haziran: Sıkıcı Bir Yazı


12 Haziran öyle ya da böyle Türkiye tarihine bir dönüm noktası olarak yazılacaktır. Bu saptamanın hemen bazı solcu arkadaşların üzerine atlayacağı gibi seçim ya da meclis merakı ile alakası yok. Seçim, meclis ve yetmezse kurucu meclis merakını burada değil başka adreslerde aramak gerekiyor.
Pek çok açıdan kritik eşiğin aşıldığı ya da bunun kendisini ortaya koyduğu bir tarih olmuştur 12 Haziran. 12 Haziran’a gelinen süreci ve 12 Haziran’ı önemli kılan faktörleri biraz köşeli saptamalarla özetlemeye çalışacağım. Bunları madde madde yazıp, açımlamayı belki başka bir yere bırakmak gerekiyor:

Wednesday, June 8, 2011

Düzen Partisi: AKP ve…

“Türkiye’de seçimlere iki parti katılıyor.”

Bu cümle seçim dönemlerinde toz dumana katılmışken meseleyi yalınlaştırmak için genelde solcular tarafından kullanılan bir ifadedir. Anlamlıdır da: Bir yanda düzen partisi vardır, diğer yanda devrimci parti.

Bu seçimlerde ise durum bu açıdan daha net… ÖDP’nin bir komplo ile seçim dışında bırakılması neticesinde seçimlere giren tek sol parti TKP.

Bağımsızların ayrıca konuşulması gerekiyor. Ancak konumuz bu değil.

Konumuz, düzen partisinin almış olduğu özel görünüm.

Uçkurları Ayarlama Enstitüsü


AKP, 2011 yılı itibariyle seçmen tabanı olarak “doğal sınırlarına” varmış olduğunu anladığından hesaplarını kendi oyunu artırmaya değil meclise girmesi muhtemel siyasal aktörlerin oylarını azaltmaya ve meclisteki temsiliyetlerini engelleyerek kendisinin aşırı-temsilini sağlamaya çalışıyor. Kürt siyasetine dönük artan baskıların önemli nedenlerinden biri budur. Ancak bu operasyonda bir dizi sebeple MHP’nin baraj altı bırakılması kritik öneme sahip.

Saturday, April 30, 2011

"İdeolojinin Deli Gömleği"ne dair

soL'daki yorumlar üzerine:

Her iki okuyucuya da soL'daki değerli yorumları için teşekkür ediyorum. Yorumlara verdiğim yanıttaki gecikme için de özür diliyorum.

Cemil Meriç mevzuundan başlayayım. Bu yoruma cevap vermek için sanırım virajı biraz geniş almak gerekiyor. Bu vesile ile yazıyı yazarken düşündüğüm ancak ele almaya fırsat bulamadığım bir iki hususa değinmem mümkün olacak.

Tuesday, April 26, 2011

“İdeolojinin deli gömleği”

Sıfatı konusunda artık emin olmadığım Tayyip Erdoğan, benim sayabildiğim kadarıyla son bir hafta içinde üç kez kimi kesimleri “ideolojinin deli gömleğini” giymekle ya da ülkeye bu gömleği giydirmekle itham etti. Sanıyorum Sümeyye Sultan da benzer bir açıklamada bulunmuştu.

Wednesday, March 30, 2011

Siyasetsiz Siyaset ve Faşist Anti-faşizm

Bundan bir kaç sene önce Gelenek’te siyasette belagatin sonunun geldiğini yazmıştım. Bu sözün değil; tutarlı, bütünlüklü söylemlerin etkisizleşmesi anlamına geliyordu. Böyle bir atmosferde gerçeklik algısı ve akıl büyük bir yıkıma uğrarken, en çok bağıranın en doğruyu söylemesi kaçınılmaz hale geliyor.

Günümüz Türkiyesi’nde bir konuda aynı anda her şey söylenebiliyor, birbirini tamamen dışlayan tezler dahi eşit ağırlıkta doğrularmış gibi sunulabiliyorsa, bunun başka bir anlamı olamaz. Belagat bitmiştir.

Cilveli Liberallerimiz


Libya’ya düzenlenmekte olan saldırı ile yeni bir dönemin açıldığı söyleniyor. Daha da abartarak çağ diyenler de mevcut. Eğer liberaller haklıysa, gelecek nesiller için üzülmemek elde değil. 1980’li yıllardan bu yana açılan çağları, kapanan dönemleri bu çocuklar nasıl öğrenecek onu düşünüyorum.


Fatih misali çağ açıp çağ kapayan lümpen liberallerimiz, gemileri de karadan yürütmek konusunda altta kalmıyorlar. Devrimler, emperyalizmden, demokrasi Obama’dan, insaniyet Sarkozy’den geliyor. Ancak karadan yürüyen gemiler, bizim lümpen liberallerin söyleminde uçan mor fillere dönüşmüş durumda. Uçan fillerin sayısı çok olunca da bu fillerin birbirine çarpması kaçınılmaz oluyor.

Friday, March 4, 2011

Faşizm, Sehvenizm ve Alçıpandan Hitler


Dün televizyonda faşizm, genç bir kadın görünümünde dile geldi. Saçları yapılı, tırnakları bakımlı, sesi zaman zaman hafiften titreyen, aslında olmadığından dolayı düşünce sistematiğini takip etmenizin güç olduğu genç bir kadın görünümünde... Bir yandan da kılıktan kılığa girdi bu kadın şahsında.

Wednesday, March 2, 2011

Çamurlaşma


Türkiye solunun belli kesimlerindeki sağa kayma öyle bir düzeye geldi ki bu odakları bizim için “Türkiye solu” üstbaşlığı altında değerlendirmek imkansız oldu. Ancak Türkiye solundan uzaklaşırken yarattıkları tahribat kendilerinden geniş bir alana yayılmışa benziyor. Hala da devam ediyor. Üstelik bu noktada soldan sağa savrulurken liberalizmden beslenen kesimler ile milliyetçilikten beslenen kesimler arasında ilginç bir alışveriş meydana gelmiş durumda.

Wednesday, February 16, 2011

Lumpen-liberalizm


Liberal düşüncenin en önemli isimlerinden Ludwig von Mises, Liberalizm isimli klasik çalışmasında liberalizmin tanımını(!) şöyle yapar: 

“Liberalizm, tamamlanmış bir doktrin ya da sabit bir dogma değildir. Aksine, bilimin öğretilerinin insanın toplumsal yaşamına uygulanmasıdır.” 

Bu tanıma bakınca aslında görünen şudur: Liberal düşüncenin en önemli isimlerinden biri Liberalizm isimli kitabında liberalizmin tanımını yapmamaktadır. 

Saturday, February 5, 2011

Bir kadın öldü...

Bir kadın öldü...

Ölüme ilişkin çokça anlatılan dramatik bir efsane vardır hani yaşamın film şeridi gibi ölen kişinin gözlerinin önünden geçmesi. İşte bu ölümde de içinde yaşadığımız kokuşmuşluk bir film şeridi gibi geçti gözlerimizin önünden.


Friday, February 4, 2011

Türkiye'ye Şeriat Gelmez



Türkiye’de siyasal alanın büyük kısmını işgal eden islamcı, liberal ve kemalist siyasal hareketler bir nokta üzerinde uzlaşmış görünüyorlar: Türkiye’de laiklik tehdit altında değil. Türkiye’ye şeriat gelmez.

Sürüye Dair



Sürü yalnız koyun sürüsü müdür? Hani şu Yılmaz Güney’in 
Sürü filmindeki gibi… İronik ironik Ankara’nın ortasından dere misali akıveren...

Sürü yalnızca koyun sürüsü müdür? Nazım’ın şiirindeki gibi mağrur koşan salhaneye…

Sürü yalnızca koyun sürüsü müdür? Kapital’de Marx’ın geçerken Lancashire işçileri için yaptığı dokundurma misali...

Sürü yalnız koyun sürüsü müdür? Hani Lenin’in “koyun gibi” dediği Temmuz 1917’de Menşevik ve SR’ların elindeki Sovyetler kabilinden...

Peki sürü yalnızca koyun sürüsü müdür?

Değildir... Her mahlukatın sürüsü olur...

Yeni-Osmanlı Üzerine: Giriş


I
Yeni-Osmanlı bir ABD "projesi"nin adıdır. ABD'nin bölgesel varlığını sağlama alma ve hareket alanını genişletme yollarından bir tanesi budur. Kürt seçeneğinin Irak'ta artan İran/Şii etkisi nedeniyle zayıflamış olması, ABD gücünün verili sıkışıklığı, İsrail'in devletler sisteminin bütününün meşruiyetini sorgulatacak denli kontrol-dışı hareketi 2000'lerin başından bu yana gündemde olan "yeni-Osmanlı projesi"nin realizasyonunu hızlandırmıştır. Özetlersek yeni-Osmanlı çifte kazıktır: ABD'nin Ortadoğu'ya çaktığı kazık Türkiye iken, Türkiye'ye çakılan ABD kazığı da AKP'dir. Her iki kazık da bugünden yarına çakılmamıştır.

Bir kez daha faşizm


Türkiye'de kapitalizmin emperyalist dönemde aldığı çok özel görünümlerinden biri olan faşizme doğru bir temayül olduğunu söylüyoruz. Artık gündelik biçimde karşılaştığımız gelişmeler gün geçtikçe işaret ettiğimiz dönüşümün tezahürleri biçimini alıyor. Durumun piyasa fetişizminin toplum üzerinde oluşturmuş olduğu basıncın, Türkiye'de düzeni tarif eden geleneksel anti-komünist, emek düşmanı karakterin ötesine geçtiğini öncesinde yazdık zaten. Tıpkı evrensel bir faşizm tanımı ve tasviri yapmanın mümkün olmadığını ve faşizme mevcut bakışların güncellenmesi gerektiğini yazdığımız gibi.

Gecikmiş bir polemik: Küçük'ün sosyalizmi biterse


Marx, kapitalizmin mucidi değil! Hatta “kapitalizm” sözcüğünü hiç ağzına almadığını, bu nedenle “kapitalizm”in marksist bir kategori olmadığını söyleyenler dahi var sosyal bilimler literatüründe. Bu beyhude tartışmalar bir yana, Marx’ın dehasının tartışma götürmez kısmı muazzam bir soyutlama yeteneği ile söz konusu üretim biçiminin -marksizmin içine doğduğu 19. yüzyıl sosyal bilim ve siyaset dilinin terminolojisi ile söyleyecek olursak- “hareket yasaları”nı keşfetmiş ve buradan devrimci bir enerji ortaya çıkarmış olmasıdır. Marx’ın burada yapmış olduğu katkı pek çok başka parametre üzerinden okunabilecekken biz burada Marx’ın Klasik İktisat Okulu’nun kapitalizm anlayışı ile giriştiği tartışma ile açıklamayı deneyeceğiz. Kısaca tabii. Söz konusu açıklama kısa olacağı için muhakkak eksiklikler barındıracaktır. Şimdiden okurdan özür dileyip açıklamamıza başlayalım.

Print