Wednesday, November 27, 2013

Küsur


Bir yaz bitti ayaz 
Soldu tüm çiçekler Bahr-i Sefid’de  
Geride kaldı ne şahsar ne riyaz 
Atim bir elma kokusu
                yalnız ellerimizde
Kollarımızda sinesuz bir ağrı
Sessiz, durgun ahyaz

Bir gûşe-i uzlettir artık bu cüraf, 
Her firâzda sadece aks-ı a’râf
Bir sâri illettir esved-ül kalb,
Nicedir karanlık ve viran etraf 

Her piyalede doludur dem ve irin
Çöktü ayyan dillere bir çetr-i anberin
Tekinsiz tüm kelimeler, lâf-ı güzaf
Soluklarımız âkıs, meccân, serin

Beyhude inkisar, figân, niyaz
Eksiğiz, her sayımda hep bir az 
Söndü köpükleri kabaran dalgaların
Mehak artık Derya-yı Ebyaz

Bir yaz bitti ayaz 
Sessiz, durgun ahyaz

27.11.2013

Saturday, September 21, 2013

göreli

I.

Öğrendim yeni sözcükler
Gömerken o çocuğu
Harap kalelerinin kumlarına
Uyku, işrâf, büyü
Eylüle bulaşmış bir ölü
Çırpındı simsiyah bir güvercin gibi
Sarsıldı şehrimin göğü
Karıştı nücum ve şümus,
Dağıldı bâşe-i felek
Çözemedim bir düğümü daha
Hep bir dem eksiğim,
bir zambağım kayıp,
hecelerim hep kısa,
Affet.

Friday, June 14, 2013

Kolera Günlerinde Aşk

Marquez, muhteşem romanı Kolera Günlerinde Aşk’ın bir yerinde şöyle diyordu hafızam beni yanıltmıyorsa: “İnsanlar bir kere doğmazlar. Bu iş annelerinin onları doğurduğu gün bitmez. Fakat hayat yeniden ve yeniden onları kendilerini doğurmaya mecbur eder.” İşte tam da böyle bir dönemde yaşıyoruz. Yeniden doğuyoruz. Düzenin bir türlü yok edemediği İnsan, yeniden doğuruyor kendisini. Yeniden ve aşkla... Bir aşkı yaşıyoruz, hepimizi her gün kendimize gebe bırakan, kendimizi yeniden doğuran, doğurtan, doğurgan bir aşkı.

Saturday, April 13, 2013

Telsizler

Biz önce neyi unutmuştuk,
Bulutların şeceresi miydi, neydi?
Çamurdan evler yapmıştık
Gizli, vakitsiz bahçelerde

Soylu ateşböcekleri tanımıştık
Bahar mıydı, neydi?
Kağıttan bardaklarda içmiştik
Hasta ciğerimiz şerefine

Silindir şapkalı bir çöpçünün süpürgesi
--Plastik miydi, neydi?
Attırmıştık tozunu kör karanlığın
Topuklu bir öksürük genzimizde

Acıydı
Dutlar, daha olmamış mıydı neydi?
Bir horoz kovalamıştı beni
Berber koltuğunun tahta desteğinde

Biz en çok neyi unutmuştuk,
Neydi?

Avuçlarım mı küçüktü gölgem mi?

Friday, April 5, 2013

yeni bir şiir

yörünge

yaz ki bir hikayesi vardı bu çanların
yaz ki bir birleşti bir uzar bu yollar
yaz ki zordu, kirdi, kireçti
bindi mi bir atlıkarıncaya
kayıplarımı kollar
yaz ki kandır şimdi yemini
ki mazisiydi bu gölge
susuz
efsunsuz
soluksuz canların
sıçradı işte son çekirge
biri yazdı bitti
bir yazdı bitti
1

bitti

Sunday, March 17, 2013

Yunanistan’ın Altın Şafak’ı: Kan, Onur ve Pembe Otel (*)




Cemal Süreya, bizden bir faşistin, Altemur Kılıç’ın portresini çizerken “Aslında düşüncesi değil, işlevi var Altemur Kılıç’ın; hayat biçimi var. (...) Bir düşüncesi yok. Ama sürekli karşı-düşünce üretmeyi sever.” diyordu.  Faşizm, biraz da bu değil midir?
Düşüncesi yoktur fakat işlevi vardır.
Düşüncesi yoktur ancak karşı-düşüncesi vardır.
Düşüncesi yoktur fakat bir hayat biçimi vardır.
Bu yazının maksadı da Yunanistan’da yükselişte olan Altın Şafak hareketini işlevi, karşı-düşüncesi ve yaşam biçimi ekseninde tahlil etmek. O halde öncelikle Altın Şafak’ı kısaca tanıtarak başlayabiliriz.

Wednesday, January 30, 2013

Eski bir şiir

yol

nasıl geçmeli suları
yelkensiz dümensiz toz duman
yine pas
yine is
yine zemheri

nasıl çeksek kürekleri
hızlanınca bitiyor deniz
yavaşken geri geri

12.03.2008

A.

Tuesday, January 29, 2013

Modernleşme ve Türkiye Solu: Bir Muhasebe Denemesi



Bu yazıda Türkiye solu ile sol ve işçi sınıfının Gogol’ün paltosu hesabı “içinden çıktığı” modernleşme sürecinin etkileşimi ve solun modernleşme ile kurduğu ilişki mercek altına alınacak. Bu nedenle, yazı kapsamında Türkiye solunun iki kuruluş sürecine odaklanacağız ve oradan günümüze uzanmayı deneyeceğiz. Ama bunlardan önce modernleşme ve Türkiye solu konusunda kimi değerlendirmelerde bulunacağız.

Wednesday, January 23, 2013

"Soykırımı yazmak" üzerine düşünceler


Ölüler gerçekten ölü müdür?

Tuhaf bir soru farkındayım... Başka bir biçimde formüle edeyim: Tarih tamamlanabilir mi? Yoksa tarih, hep noksan mıdır? Bu sorunun yanıtını Walter Benjamin şöyle veriyor: “Tarih yalnızca bir bilim değildir fakat bir yad etme biçimidir de. Hatıra, bilim tarafından ‘saptanan’ bir şeyin üzerinde pekala oynamalar yapabilir.”

Ölüler (ya da öldürülenler) gerçekten ölmüştür ve tarih bu açıdan “tamamlanmıştır”. Ancak başka bir açıdan tarih hep noksan kalmaya mahkumdur. Zira ne yazılanlar -kısıtlı bir zaman dilimi için dahi olsa- tüm tarihsel deneyimleri ve oluşları kapsayacak denli detaylı olabilir, ne de bizim ölülerle olan ilişkimiz, diğer bir deyişle, tarihi anlama ve ondan anlam çıkarma işlemimiz bir kereliğe mahsustur. Bu ilişki, zaman içinde yeninden ve yeniden kurulur.

Print